karşıyaka

  • 14/7/2009 - KİMİN ELİ NEREDE?
  • Kategori: POLITIK

    Son zamanlarda öylesine revaçta olda elini çek üzerinden kelimesi. Ülkemiz siyasetinde olmazsa olmazı oldu el. İktidar olsun muhalefet olsun bir yerlere ellerini uzatmışlar bir türlü çekemiyorlar. Demokrasilerde Yasama, Yürütme ve Yargı olmazsa olmaz unsurlardır. Üçünden birinin olmaması demokrasi olgusunu ortadan kaldırır. Ne yazık ki her siyasi iktidar yargı erkiyle uğraşmadan ülkeyi yönetmez, yönetemez. Meclis yasayı yapar, yargı kendi düşünceleri doğrultusunda kararlar vermediği sürece kararlar pek sevilmez.

    Peki yasayı yaparken her türlü olasılıklar pek tabiki değerlendirilir. Ama uygulamada mutlaka anlayış ve uygulayış farklılıkları oluşur. Buda kiminin hoşuna gider kiminin gitmez. Yargı kararlarını verirken birilerine sempatik görünmeyi ya da antipatik olmayı hesaba katmaz. Kanunun özüne bağlı kalmayı, doğru karar vermeyi düşünür. Yargının verdiği kararlar sonucu siyasette iktidarın düşünce karşıtı kararları sonucu ülkemizde maalesef aykırı seslsr çıkmaktadır. Hele bu kararları yasama da en büyük payı olan iktidar oluca yapınca daha da tuhaf olmaktadır. Yasaları sayısal çoğunlukla siyasi iktidar yapmaktadır. Doğal olarak Anayasanın özüne sadık kalma koşuluyla. Anayasanın olmazsa olmaz kısaca değişmez maddelerine ugun olması koşuluyla. Ülkemizde Yargı verdiği kararlar sonucu ne iktidar ne de muhalefet tarafından olumlu karşılanmıyor. Siyasi güç yer yer açılan davalarda kendisini Cumhuriyet Savcısı ya da Avukat olarak kamuoyu önünde bir birleriyle gereksiz kısır çekişmenin içinde buluyorlar. Bu doğru değildir. Millet kendilerine ülkeyi yönetmeleri, halkın bulunduğu zor koşulları iyileştirmeleri yönündeki taleplerini yerine getimelerini istiyor. Ulus olarak siyasetin ordu ile, yargı ile, emniyet ve devletin diğer kurumları ile kavgalı olmasını kesinlikle istemiyor.

    Siyasi iktidar ükenin gelişmesi ve de yurttaşlarının refahına yönelik çalışmalar içersinde olmak zorundadır. Çünkü alanlarda bunun sözleri verilmiştir. Bunun için meclisin açılşında namusları üzererine yemin etmişlerdir. Ülkemizde ikdidar Yargı ya, ordu ya ve diğer kurumlar üzerine uyguladığı psikolojik baskıyı kaldırmalı. Yoksa kurumlar arası çatışma ülkemize yarar getirmez. Ne iktidar bu türlü çekişmeler sonucu prestij kazanmaz. Kendisiyle birlikte Anayasal kurumlarda saygılığını kaybeder.

    Siyasiler onun üzerinde sen elini çek yok se elini çek kısır çekişmesini bir tarafa bırakıp, ülkemizin geleceğine yönelik çalışma ve gayretler içerisinde olmalıdırlar. Yurttaşların ekonomik sorunlarını gidermek için ellerini birleştirmelidirler. Siyasi güç elini baskı unsuru olarak değil elini sorunaları çözmek için kullanmalı. Elleri Anayasal kurumların üstüde değil, sorunları giderilmesi için altta olamalı.

     

    14/07/2009

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 31/3/2009 - YEREL SEÇİM SONUÇLARI
  • Kategori: POLITIK

     

              29 Mart yerel seçim sonuçları beklendiği gibi sonuçlandı. Analileri yapmadan önce seçmenin neleri kıstas alarak oy kullandığına bakmak kanmca doğru olacaktır. 29 Mart yerel seçimleri ekonomik, siyasal, kültürel sonuçları yanısıra, kutuplaşma, etnik yapı, fanatizminde etkilediği unutulmamalıdır.

             Yerel seçimlere iktidarın tüm imkanlarının kullanıldığı AKP nin önceki seçimlerde yukarı doğru yükselen oy oranı bu seçimlerle düşüşe geçmiştir. Türkiye tek parti tek lider düşüncesine izin vermemiştir. Bunun yanında AKP Türkiye de bundan önceki yerel ve genel seçimlerde olduğu gibi her bölgede başarılı olamamıştır. Türkiyenin Karadeniz, Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerin de CHP, MHP başarılı olmuş, AKP ise DTP nin Güneydoğu ve Doğu Anadolu dışında kısa kırsal bölge de başarılı olmuştur. İktidar partisi okur yazar oranının yüksek olduğu, yaşam düzeyinin yüksek olduğu bölgelerde kan kaybetmiştir.

          Kanımca ekonomik krizin en çok etkilendiği sanayi bölgelerinde AKP çok fazla etkilenmemiştir. Bura da CHP ve diğer muhalefet partilerinin yeterince seçmeni ikna edememesi, projelerini yeterince açıklayamamaları, iktidar partisindeki imkanların ellerinde olmaması ve yerel yönetim ile merkezi yönetimin birlikte çalışması sonucu krizin daha kısa süreceği düşünceleri daha etkin olmuştur.

     

            29 Mart seçimleri CHP dahil muhalefet partilerine kısır çekişme, çamur atma siyaseti yerine, yapıcı, uzlaştırıcı, ayrımcı değil birleştirici olmaları halinde iktidar yolunun açık olduğu mesajını vermiştir. Özellikle CHP nin İstanbul ve Ankara da oy oranları gözle görülür artış yapmıştır. İstabul daki artış hemen bazı köşe yazarlarınaca CHP içindeki liderlik tartışmasını başlatmalarına sebep olmuştur. Kanımca çok yanlış. Bu düşünce seçmenin iradesine ters düşer diye düşünüyorum. Oyları seçmen CHP ye değil adaylara verdi diye bir tablo oluşuyor. Burada CHP ye lideri nezninde haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Bu tür kargaşa ortamı yerine bilinçli yerinde bir muhalefet yapılarak geniş kitlelere ulaşılarak iktidar hesapları yapılmalı. CHP nin yıkıcı değil yapıcı, belirli bir kitle Ya da bölgenin partisi değil, etnik yapısı ne olursa olsun tüm ülkenin partisi olduğu anlatılmalı.

          29 Mart yerel seçimleri sonuç olarak laiklikten, Cumhuryet değerlerinden vazgeçmeyeceğini, Atatürk ilke ve inkılaplarının takipçisi olacağını ve tek adam tek partiye izin vermeyeceğini bir kez daha ortaya koydu.

     

    S.Kındap

    31.03.2009

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 12/6/2008 - KİMLER DOSTUMUZ
  • Kategori: POLITIK

     


     BU UNUTULUR MU ?
    (Ama maalesef unuttuk...)

    Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizlere, 150 bin askerimiz esir düştü. Bu askerlerden bir kısmı da Mısır'ın İskenderiye şehri yakınlarında bulunan
    Seydibeşir Usare Kampı'na hapsedildi.

    Kampın tam adı, 'Seydibesir Kuveysna Osmanli Useray-i Harbiye Kampı' idi. Bu kampta, 1918'de Filistin cephesinde esir düşen 16. Tumen'in 48. Alayı'na bağlı Osmanlı askerleri tutuluyordu.

    12Haziran 1920'ye kadar
    iki yıl boyunca her türlü işkence, eziyet, ağır hakaret ve aşağılamaya maruz kaldılar.

    Bu insanlık dışı muamelenin nedeni ise
    Ermeniler idi...

    Kamptaki, Türkçe bilen
    Ermeni tercümanların yalan yanlış çevirileri ve kışkırtmaları nedeniyle, kampların İngiliz komutanları, azılı Türk düşmanı kesilmişlerdi. Savaş bitmişti. Ancak, kamptaki ağır koşullar nedeniyle ölenler dışındaki askerleri teslim etmek, İngilizler'in işine gelmiyordu. Çünkü, olası yeni bir savaşta, bu askerlerin yeniden karşılarına çıkabilecekleri, Ermeniler tarafından, İngilizlerin beyinlerine işlenmişti.

    Çözüm toplu katliamdı... Askerlerimiz, mikrop kırma bahanesiyle, süngü zoruyla dezenfekte havuzlarına sokuldu. Ancak suya normalin çok üzerinde
    krizol maddesi katılmıştı. Mehmetçik, daha ayağını soktuğunda, aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyordu. Ancak İngiliz askerleri dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarına izin vermiyorlardı. Mehmetçikler, bele kadar gelen suya başlarını sokmak istemedi. Ancak bu kez İngilizler havaya ateş etmeye başladı. Askerlerimiz, ölmemek için çömelerek başlarını suya soktular. Ancak başını sudan kaldıran artık göremiyordu. Çünkü gözleri yanmıştı...

    Dışarı çıkanların halini gören sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi ve 15 bin askerimiz
    kör oldu. Bu vahşet, 25 Mayis 1921 tarihinde TBMM'de görüşüldü. Milletvekilleri Faik ve Şeref beyler bir önerge vererek, Mısır'da esirlerin krizol banyosuna sokularak 15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini, bunun faili olan İngiliz tabip, garnizon komutanı ve askerlerinin cezalandırılması icin TBMM'nin teşebbüse geçmesini istediler.

    Tabii ki yeni kurulan devletin bin türlü sorunu vardı. Bu hesap sorma işi de unutuldu gitti.

    Ama onlar unutmuyorlar...

    Kendi ihanetlerini bile soykırım ambalajına sarıp, dünya kamuoyuna sunuyorlar. En üzücü olanı da malum birilerinin, bu karalama kampanyalarına çanak tutması...


     
    ERMENİLER SOYKIRIM YAPILDI DİYE DÜNYAYI AYAĞA KALDIRIYOR,  BİZİM TARİHİMİZDEN HABERİMİZ YOK!!!

     

     
     

    Para, her şey değildir. Para karşılığında

    satılamayacak değerler de vardır. Mukaddesat , evlat sevgisi ve üzerinde yaşadığımız yurt, bu değerlerden bazılarıdır. Türkiye, atalarımızdan kalan biricik yurttur. Arabasız, cep telefonsuz, politikasız ve hatta hiç para kullanılmayan bir dünyada yaşayabiliriz. Ancak toprağımızdan vazgeçemeyiz.

     

    İktidardaki 59. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti

    döneminde ise, benzeri görülmemiş bir kıyım politikasıyla karşı karşıyayız. Bugün topraklarımız, kamu kuruluşlarımızı devlet kaynaklarımızı korumak şöyle dursun, sistemli bir şekilde yok edilmesi için çalışılıyor. Anayasanın hükümleri ve diğer kanunlarla günümüze kadar korunan kaynaklar, çeşitli yasal değişikliklerle parasal kaynağa dünüştürülmek isteniyor.

     

     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 14/5/2007 - İKTİDAR OLMAK İSTEMİYORLAR MI?
  • Kategori: POLITIK

     

     

         Tandoğan, Çağlayan, Manisa, Çanakkale ardından Gündoğdu demokrasi, Cumhuriyet, Atataürk devrimleri savunucusu dev kitleler bir arada; ya bizim sosyal demokrat partilerimiz hepsi alanda ama ayrı ayrı. Birlik olmak birleşmek onlar için çok zor görünüyor. Yıllardır  böyle değil mi? Seçim zamanı gelir parça parça alanlarda boy gösterirler, nutuk atarlar mevcut oylar sol partiler arasında paylaşılır, ya muhalefet ya da meclis dışı kalırlar.

         Artık ince hesapları bırakın beyler. Vatandaşı düşünün, ülkeyi düşünün. Sayın Deniz Baykal Sayın Zeki Sezer e partiyi kapatmadan seçime birlikte girelim çağrısı yapmasına rağmen, DSP ve kurmayları daha ne hesap yapıyorlar. Zaman kısalıyor. AKP ya da diğer merkez sağ partilerin yolunu açma çabasındalar mı acaba? Sayın Baykal burada eksik çağrıda bulundu. Neden SHP, İP gibi partileri çatı dışında bırakılıyor, anlamak çok zor.  Bu gün Sayın Karayalçın, Sayın Perinçek en az CHP, DSP kurmayları kadar meclis dışında muhalefet yapmıyorlar mı? Ancak bu bölünmüşlük içinde seslerini fazla duyuramıyorlar. Birleşin koşulsuz. Birleşin ki iktidara yürüyün. Birleşin ki Cumhuriyete, demokrasiye, Ülkeye sahip çıkın. Bırakın kişisel çekişmeyi, ayrı ayrı siyaset yapmayı. Alanlarda toplanan ve tek bir ses olarak ülkeye yayılan, iktidarı telaşlandıran “BİRLEŞİN”  çağrısına kulak verin. Üzülmek istemiyorsanız, üzmeyin bu kitleleri. Yoksa sizler de sandıktan çıkan sonuca üzülürsünüz. Artık büyük düşünün, muhalefet değil iktidar olun. Yıllarca bıkmadın mı? Azınlık yada koalisyon ortağı olmaktan.

         DSP başkanı Sayın Zeki Sezer ve kurmayları bırakın maddi kaynaklarınızı, menkullerinizi de ülke çıkarlarını gözeterek lütfen hareket ediniz. CHP merhum Bülent Ecevit  dahil tüm sosyal demokratların partisi değil mi? Bundan kuşkunuz mu var. Bir düşünün 1980 sonrası kurulan ve ülkeyi uzun yıllar yöneten ANAP bile gözünü kırpmadan geçmişte küllerinden doğup geliştiği DP çatısı altında DYP ile birleşme diler mi? Yoksa sizler daha demokrasiyi onlar kadar özümseyemediniz mi? Bu soru kitlelerin sorusu. Bu vebale Sayın Rahşan Ecevit de ortaktır. Sayın Baykal burada çağrıyı eksik yapmıştır. Tüm sosyal demokrat partiler dahil edilmeli, tam birliktelik sağlanmalıdır. Yoksa halka hesap veremezler. Bir birlerini suçlayarak asla kendilerini temize çıkaramazlar.

         İktidar olmak için tam birliktelik şart. Çünkü sizlere yol gösteren bu kitlelerin sesine kulak vermek zorundasınız. Yoksa tarihte bölünmüşlük içinde kalan, iktidar olamayan, hep muhalefette kalan siyasal partiler ve onun liderleri olarak yerinizi alırsınız. Bırakın siyasal partilerden çocuğumuz hikayelerini yaşamak yaşatmak halkın elinde siz siyasi parti liderlerinin değil. Bırakın bununun kararını sosyal demokrat, Cumhuriyet sevdalısı, Atatürk çü düşünceye sahip seçmenler  versin.

     

    Satılmış KINDAP

    14.05.2007 Karşıyaka/İzmir

     

     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

  • 7/5/2007 - TARİHİ FIRSAT
  • Kategori: POLITIK

     

         Tandoğan, Çağlayan, Manisa ve diğer kentlerde yapılan, yapılacak Cumhuriyete çağrı mitingleri gösterdi ki; artık kitleler sağ ya da solda bölünmüşlüğü kabullenmiyor. Bu isteğe tüm siyasi partilerin artık cevap vermelidir. Çünkü bu kadar çok bölünmüşlük ülkemizde siyasal istikrarın gelmesini önlüyor. Doğal olarak özellikle soldaki bölünmüşlük sağ partilerin iktidar olmasının yolunu açıyor. Hatta bırakın bu bölünmüşlük  merkez sağı, özünde dini malzeme eden AKP yi Türkiye de ezici çoğunlukla iki kez iktidar olmasını sağladı. Artık kitlelerin isteği doğrultusunda buna son verilmelidir.

         CHP soldaki partilerle birleşmek için Genel Başkanı Deniz Baykal tarafından  açıklaması, çağrısı bence sevindirici. CHP burada ilk adımı attı. Süreç hızlandırılmalı. Seçime kısa bir süre kaldı. DYP ile ANAP ın merkez sağda birleşmesi CHP ve aynı çizgide olan partilerin birleşmesi hatta ittifaka gitmeleri avantaj sağlar. Yoksa Demokrat partinin iktidarı ele geçirmesiyle bu güne kadar olduğu gibi CHP ve sol partiler muhalefet olmakla yetinirler. Demokrat partinin iktidar olmasından bu yana CHP yada 1980 sonrasında DSP kendi başlarına iktidar olamamalarını sebebi bölünmüşlük. Azınlık yada koalisyon ortağı olmak artık sol için yeterli olmamaktadır. Bunu da kişiselleştirmeden çoğulcu düşünerek birleşmeden geçtiği unutulmamalı.

         DSP lideri sayın Zeki Sezer in açıklamalarında birleşmeden yana olduğunu görebiliyoruz. Bunu da açıkca dile getirememesinin ardında da Rahşan Ecevit faktörü bulunmakta olduğu bir gerçek. Şunu anlamakta güçlük çekiyorum. Bir DSP nin bir CHP nin meclis dışında kalması Rahşan Ecevit e haz veriyor olmalı. Sonra da çıkıp demokratik sol, laiklik, Atatürk ilke ve inkılaplarından söz etmek, Cumhuriyete sahip çıkalım gibi kavramları savunmak sayın Rahşan hanıma ve ekibine normal geliyor olmalı. Ben ve benim gibi düşünen kitleler artık burada samimiyetsizlik olduğunu görüyorlar. Ya genel mutabakata varılıp birleşirler, ya da seçmen gerekli hassasiyeti gösterip DSP nin tabela partisi olmaktan öteye gidemeyeceğini Rahşan hanıma gösterirler. Rahşan hanıp şunu iyice anlamalı CHP denildiğinde Sayın Baykal akla gelmiyor, çünkü CHP yalnızca Baykal değil. Kaldı ki DSP de sayın Rahşan hanımın kişisel malı değil bunu açıkça anlamalı. DSP birleşecekse CHP ile birleşecek. Bireysel kapris yapılmamalı. Bu tarihi fırsat iyi değerlendirilmeli. Milletin manevi değerlerinden yararlanan partilerin karşısına güçlü çıkılmalı. Türk Ulusuna bu güven verilmeli.

         Belki de 1954 yılından bu güne CHP ile sol iktidar olunabilinir. Bu fırsat kaçırılmamalı. Artık Türkiye Cumhuriyetini Mustafa Kemal Atatürk ün kurduğu kısa kesintiler olsa da ayakta kalmayı başarabilen Cumhuriyet Halk Partisi yöneltmeli, iktidar da olmalı. Bu aklı selim aydın, demokrat, laik, Atatürk çü Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları başaracak güçtedir. Her Türk vatandaşı tarihi görevini yerine getirecektir. Buna inancımız sonsuz. Sayı Rahşan Ecevit, DSP lideri Zeki Sezer ve CHP lideri Deniz Baykal artık ayrı ayrı değil gelecek için, ülkemiz için Cumhuriyet için, laiklik için bir olmalı, bireysellikten ve egolarından arınmalı, uzlaştırırcı olmalılar.

    Satılmış KINDAP

    07.05.2007 Karşıyaka/İzmir

     

     

     

    Yorum ( yok ) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

    Hakkımda

    yazı

    Bağlantılar

  • Ana Sayfa
  • Profilim
  • Blog Arşivi
  • Arkadaşlarım
  • e-posta
  • RSS

    Kategoriler

    Arkadaşlarım

  • monica
  • Blogcu Yardım
  • Ahmet İNCE
  • team26
  • izmirliblogcu

    Reklam

  • Sayfa: 1 - Toplam: 2
    | Sonraki Sayfa